islami chat islami sohbetler islami sohbet bizim mekan cinsel chat mobil chat

Çocuk Büyütmüyoruz, İlişki Biçimleri Üretiyoruz

Çocuk Büyütmüyoruz, İlişki Biçimleri Üretiyoruz

Çocuk Büyütmüyoruz, İlişki Biçimleri Üretiyoruz

Bir çocuğun nasıl biri olacağını yalnızca genetik mirası değil; içine doğduğu ilişki iklimi belirler.
Çocuk yetiştirme meselesi, sanıldığı gibi bireysel ebeveyn becerilerinden ibaret değildir. Bu süreç; ailenin kendi iç dengeleri, kuşaklar arası aktarımlar ve toplumun çocuk algısıyla birlikte şekillenen çok katmanlı bir yapıdır. Bu nedenle çocuk, yalnızca anne-babanın değil; aynı zamanda ailenin ve toplumun aynasıdır.
Antropolog Margaret Mead bu durumu çarpıcı bir şekilde ifade eder:
“Çocuklar, kendilerine söylenenleri değil; yaşatılanları öğrenir.”
Bu söz, çocuk yetiştirmenin pedagojik bir teknikten ziyade ilişkisel bir pratik olduğunu gösterir. Aile içinde söylenenle yapılan arasındaki tutarsızlık, çocuğun dünyasında yalnızca bir kafa karışıklığı yaratmaz; güven duygusunu da zedeler. Çünkü çocuk için ilişki, sözlerden önce gelir. Sevgi, sınır, tutarlılık ve güven; anlatılarla değil, deneyimle içselleştirilir.
Aile ilişkileri tam da bu noktada belirleyici bir role sahiptir. Sürekli çatışan, duygusal olarak kopuk ya da aşırı denetleyici aile yapılarında büyüyen çocuklar; yetişkinlikte ya aşırı uyumlu ya da sürekli çatışma üreten bireylere dönüşür. Bunun nedeni “kötü niyetli ebeveynlik” değil; çözümlenmemiş yetişkin meselelerinin çocuğun alanına sızmasıdır.
Gelişim psikolojisinin önemli isimlerinden Urie Bronfenbrenner, çocuğun gelişimini yalnızca aileyle sınırlamaz ve şöyle der:
“Bir çocuğu yetiştirmek için bir aile yetmez; bir ekosistem gerekir.”
Bu bakış, çocuk yetiştirmenin aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Aile ne kadar bilinçli olursa olsun; okul, medya, dijital kültür ve sosyal normlar bu sürecin aktif aktörleridir. Sürekli başarıyı yücelten, hatayı cezalandıran ve duyguları bastırmayı “güçlü olmak” sanan bir toplumda; çocukların kaygılı, yetersizlik duygusu yüksek bireyler hâline gelmesi şaşırtıcı değildir.
Ekonomist ve Nobel ödüllü akademisyen James Heckman, erken çocukluk dönemine dair çalışmalarında şunu vurgular:
“Bir toplumun en pahalı ihmali, çocuklukta yapılan ihmaldir.”
Bu ihmal yalnızca maddi koşullarla sınırlı değildir. Duygusal ihmal, tutarsız ilişki modelleri ve sürekli eleştirel bir dil; çocuğun iç dünyasında onarılması zor izler bırakır. Aile içinde görülmeyen, duyulmayan ve anlaşılmayan çocuk; ilerleyen yıllarda ya kendini görünmez kılar ya da sürekli görülmek için sınırları zorlar.
Psikanalist Alice Miller ise meseleyi daha derinden ele alır:
“Çocuklar, ebeveynlerinin bastırdığı duyguların taşıyıcısı olur.”
Bu cümle, aile ilişkilerinin yalnızca bugünü değil; kuşaklar boyunca aktarılan duygusal mirası da içerdiğini gösterir. Bastırılmış öfke, ifade edilmemiş yaslar ve çözümlenmemiş travmalar; çoğu zaman çocuk üzerinden yeniden sahneye çıkar.
Sonuç olarak; çocuk yetiştirme, disiplin teknikleri ya da popüler ebeveynlik reçeteleriyle açıklanamayacak kadar derin bir meseledir. Çocuklar; aile içindeki ilişkinin kalitesini, toplumun çocukla kurduğu bağı ve yetişkinlerin kendi iç dünyalarıyla kurdukları ilişkiyi görünür kılar.
Belki de asıl soru şudur:
Biz çocukları mı yetiştiriyoruz, yoksa kendi ilişki biçimlerimizi mi onlara devrediyoruz?
Bu soruya dürüstçe verilen her yanıt, yalnızca çocuklar için değil; toplumun geleceği için de belirleyici olacaktır.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER