islami chat islami sohbetler islami sohbet bizim mekan

Onlar Daha Çocuktu… Biz Onları “Evlendirdik”: Bir Toplumun Sessiz Sorumluluğu

Onlar Daha Çocuktu… Biz Onları “Evlendirdik”: Bir Toplumun Sessiz Sorumluluğu

15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi Öğretim Elemanı Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer’in Kaleminden; Onlar Daha Çocuktu… Biz Onları “Evlendirdik”: Bir Toplumun Sessiz Sorumluluğu

Son yıllarda çocuk yaşta evliliklerin, özellikle “aile onayı” zemininde yeniden artış gösterdiğine tanıklık ediyoruz. Oysa bu çocuklar henüz hayatı tanımadan, kimliklerini inşa edemeden, kendi seslerini bulamadan yetişkin rollerinin içine itiliyorlar. Evlilik; iki yetişkin bireyin iradi kararıyken, çocuk evlilikleri çoğu zaman bir “aile stratejisi”, bir “gelenek devamı” ya da bir “sosyal güvenlik mekanizması” olarak meşrulaştırılıyor.
Burada sormamız gereken soru şudur:
Bir çocuğun kaderi, ailesinin sosyo-ekonomik kaygılarına teslim edilebilir mi?
Toplumsal Yapı mı, Bireysel Tercih mi?
Émile Durkheim, toplumun birey üzerindeki belirleyici gücünü vurgularken, “toplumsal olguların bireyin dışında ve ona zorlayıcı bir güçle etki ettiğini” ifade eder. 
Çocuk evlilikleri tam da bu zorlayıcı toplumsal olguların kesişim noktasında durur.
Bir kız ya da erkek çocuğu “evlendirildiğinde”, aslında yalnızca iki bireyin hayatı değil; bir kültürel norm, bir gelenek, bir ekonomik korku yeniden üretilmiş olur. Bu durum bireysel değil, yapısal bir sorundur.
Durkheim’in anomi kavramını hatırlayalım: Toplumsal normların çözülmesi ya da çarpıklaşması bireyi korumasız bırakır. Bugün çocuk evliliklerinde gördüğümüz tablo, normların çözülmesinden ziyade, eski normların çocuk haklarının önüne geçirilmesidir.
“Gelenek” ile Meşrulaştırılan İktidar
Pierre Bourdieu, aileyi yalnızca sevgi alanı olarak değil, aynı zamanda bir “iktidar ve yeniden üretim alanı” olarak tanımlar. Ona göre kültürel sermaye ve toplumsal alışkanlıklar (habitus) kuşaktan kuşağa aktarılır.
Çocuk evlilikleri de çoğu zaman bu habitusun bir parçasıdır.
“Biz de böyle büyüdük.”
“Bizim kültürümüzde erken evlilik normaldir.”
Bu söylemler aslında bir geleneğin değil, bir eşitsizliğin yeniden üretimidir.
Bourdieu’nun ifadesiyle, iktidar çoğu zaman görünmezdir; rıza üzerinden işler. Çocukların rızası ise çoğu zaman gerçek bir rıza değildir; çünkü seçenekleri yoktur.
Modern Dünyada Çocuğun Kayboluşu
Zygmunt Bauman, “akışkan modernite” kavramıyla günümüz toplumunun belirsizliklerini anlatır. Bauman’a göre modern dünyada ilişkiler kırılgan, gelecek belirsizdir. 
İşte tam da bu belirsizlik ortamında bazı aileler, çocuk evliliğini bir “güvence” olarak görebilmektedir.
Oysa bu güvence yanılsamadır.
Bir çocuğu erken yaşta evlendirmek; onu korumak değil, onu eğitimden, psikolojik gelişimden ve öznel kimlik inşasından mahrum bırakmaktır. Bu durum yalnızca kız çocuklarını değil, erkek çocuklarını da travmatik sorumlulukların içine iter. Henüz duygusal olgunluğu gelişmemiş bir erkek çocuğa “eş” ve “baba” rolü yüklemek, onun çocukluğunu da elinden almaktır.
Toplumsal Vicdanın Sınavı
Çocuk evlilikleri yalnızca bir hukuk meselesi değildir; aynı zamanda bir vicdan ve gelecek meselesidir.
Bir toplum, çocuklarını ne kadar koruyorsa o kadar medenidir.
Bir toplum, gelenek ile insan hakları arasında tercih yapmak zorunda kaldığında, eğer tercihini gelenekten yana kullanıyorsa; orada sosyolojik bir gerileme başlamış demektir.
Dünyaca ünlü sosyologların ortaklaştığı bir gerçek vardır:
Toplum bireyi şekillendirir; ancak toplumu da dönüştürecek olan yine bilinçli bireylerdir.
Son Söz
Çocuk evlilikleri “aile kararı” değildir.
Çocuk evlilikleri “kültürel zorunluluk” değildir.
Çocuk evlilikleri, çocukluğun elinden alınmasıdır.
Onlar daha hayatı tanımadan, biz onların kaderini yazıyoruz.
Oysa çocukların kaderi, büyüklerin korkularına teslim edilemez.
Bir toplumun gerçek gücü; çocuklarını erken yaşta evlendirmesinde değil,
onlara eğitim, özgürlük ve güvenli bir gelecek sunabilmesindedir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER