islami chat islami sohbetler islami sohbet bizim mekan cinsel chat mobil chat giftcardmall/mygift

Prof.Dr.Yıldırımer'in kaleminden: "Nezaketin Geri Çekildiği Bir Zaman"

Prof.Dr.Yıldırımer

Günümüzde insanlar yalnızca yorgun değil; aynı zamanda sert.

Günümüzde insanlar yalnızca yorgun değil; aynı zamanda sert.
Konuşma biçimleri incelmiyor, aksine köşeleniyor. En sıradan karşılaşmalar bile bir gerilim alanına dönüşmüş durumda. Sokakta, trafikte, iş yerinde ya da dijital mecralarda… İnsanlar artık birbirine temas etmiyor; çarparak geçiyor.

Bu tabloyu bireysel ahlak sorunlarıyla açıklamak kolay ama eksik olur. Çünkü burada yaşanan şey, tek tek insanların kabalaşmasından çok, toplumsal ilişkilerin sertleşmesidir.

Norbert Elias, uygarlık sürecini anlatırken toplumların zamanla davranışlarını denetlemeyi öğrendiğini söyler.

Ancak bu süreç kırılgandır. Belirsizlik arttığında, güvensizlik derinleştiğinde ve gelecek hissi zayıfladığında; incelmiş davranışlar geri çekilir. Bugün tanık olduğumuz tablo tam olarak budur: Davranışların değil, tahammülün çözülmesi.

Hannah Arendt, kamusal alanın zayıfladığı toplumlarda insanların birbirini muhatap olarak değil, engel olarak görmeye başladığını vurgular.

Ortak bir dünya fikri kaybolduğunda, diyalog anlamını yitirir. Yerine buyurganlık, sertlik ve duyarsızlık geçer. Kabalık bu noktada kişisel bir tercih değil; kamusal boşluğun dili hâline gelir.

Modern insanın bu sertliğinde görünme ve tanınma ihtiyacının da büyük payı vardır. Axel Honneth’e göre birey, görülmediğini hissettiği yerde sesini yükseltir.

Tanınma yoksa, nezaket de yoktur. İnsan kendini var etmek için önce sesini sertleştirir.

Dijitalleşme bu süreci daha da hızlandırmıştır. Sherry Turkle, ekran aracılığıyla kurulan ilişkilerin empatiyi zayıflattığını söyler.

Yüz yüze ilişkinin getirdiği duygusal sorumluluk ortadan kalktığında, sözler daha kolay incitir. İnsanlar söylediklerinin karşı tarafta nasıl bir iz bıraktığını artık düşünmez.

Tüm bunların üzerine bir de tükenmişlik eklenir. Byung-Chul Han’ın tanımladığı performans baskısı altında yaşayan birey, başkasına ayıracak psikolojik alan bulamaz. Yorgunluk arttıkça empati azalır; empati azaldıkça sertlik normalleşir. Bugün kabalık çoğu zaman bilinçli bir saldırı değil, taşınamayan bir yükün dışavurumudur.

Asıl sorun şudur: Bu sertlik artık kimseyi şaşırtmıyor.
İnsanlar inciniyor ama buna isim koyamıyor. Çünkü kabalık, gündelik hayatın olağan bir parçası hâline gelmiş durumda.

Oysa nezaket bir incelik meselesi değil; toplumsal bağların hâlâ mümkün olup olmadığının göstergesidir. Nezaketin geri çekildiği yerde, yalnızlık ve güvensizlik hızla büyür.

Belki de bugün en güçlü tutum, daha yüksek sesle konuşmak değil;
insanı merkeze alan bir dili ısrarla koruyabilmektir.

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER