Mustafa DUMAN


TARİHE DÜŞEN NOTLAR

#tarihedüşennotlar


TARİHE DÜŞEN NOTLAR

Bu 1- olsun...

Bu arada unutmayayım...tv seyretmeyen, gazete okumayan bir vatandaş olarak, Ela Rümeysa Cebeci'yi sosyal medyadan ve bir haftadan beri tanıyorum...

Tek başına kalmak bahasına yanında duracağım Ela Rümeysa Cebeci'yi...

...
Hükumet medyası nerede biter, cemaat medyası nerede başlar bilemezdiniz...bilemezdiniz çünkü bilmenin imkanı yoktu...o kadar iç içeydiler...

Ergenekon günleri...

Davalar medya mahkemesinde görülüyor, hükümler orada veriliyordu...infaz usulü, itibarını yerle bir etmekten ibaretti...

Darbeye teşebbüs, yargısız infaz, casusluk gibi suçların faili olduğu iddia edilen genellikle asker kişilerin evleri basılıyor, dijital materyalleri inceleniyor ve materyallerin arasında hayvan pornosu filan bulunuyordu...

Ülkenin kulağı, vallahi benim değil diyen fukara subayların çığlığına kapalıydı...

Hep birlikte Ergenekon'un yeni dalgalarını heyecanla bekliyor, her dalgada bir önceki dalgadan daha çarpıcı sekanslar arzuluyorduk...

Önce ''Or Hukuku'' diye manşet atılıyor ardından tutuklanma sırası orgenerallere geliyordu...

Asgari hukuk kurallarının, masumiyet karinesinin filan önemi yoktu...sunulan gösteri, Müge Anlı programlarından daha çok rating alıyor mu almıyor mu...mühim olan o...

Seyircilerin seyir zevki tatmin edilirken, yapımcı asıl gayesine ulaşmıştı...

Türk Ordusu, Tanrıkut Mete'den beri en itibarsız dönemindedir artık...

O fukara subayların beraat haberleri haber olamadı...hayvan pornolarının dijital materyalleri arasına nasıl girdiğini ise devam ''gösterim''lerinin başka birisinde öğrenecektik...

...
Ne koysan o kadar gidiyordu ki...gösterimden sonra, senaristlerden biri milli orduya kumpas kurdular bile diyebildi...vallahi…

 

2. Not

Bazılarıyla tanıştığım emniyet mensupları, bir kısmı kanuna uygun ve galiba bir kısmı da kanuna pek uygun olmayan dinlemeler yapıyorlardı...hukuka uygunluk kısmına girmeyelim...

Sonra Susurluk günleri başladı ve asıl dinlenenlerin kendileri olduğu ortaya çıktı...

...
Bir arkadaşımın ricası üzerine Adem Yavuz Arslan'la konuşmuştum...Ergenekon günleriydi...

Ne söylemeye çalışsam önemsiz buluyor...filanların söyledikleri deyip, sıradanlaştırmaya çalışıyordu...o kadar kendilerinden ve filmin sonundan eminlerdi ki...

Tesir edeceği ümidiyle, Harbiye Marşı'ndan bir mısrayı hatırlattığım hâlâ aklımda...''Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti''...

Ben hiçbir zaman ve hiçbir şekilde bildiğinden de söylediğinden de emin olmayan adamım...yanılmaya hazırdım, yanıldım ve bana hiçbir külfeti olmadı...

Adem Yavuz da yanıldı ve O'na külfeti çok yüksek oldu...muhtemelen bir daha buralara gelemeyecek...yahut çok uzun bir süre daha...

Reji odasında oturuyorlardı ve böyle bir final akıllarının ucunda bile yoktu...

...
Hollywood'un senaryo üretme, seyirciyi tanıma özellikleri hepimizin malumu...casting yeteneğine ise hayran olmamak mümkün değil...(Burada, Baba serisindeki rol dağılımını hatırlamanızı bilhassa istirham edeceğim...Peter Clamenza'yı, Sal Tessio'yu, Luca Brasi'yi özellikle...)

İşte o Hollywood bile bazen çuvallıyor...100 milyon dolar yatırdıkları prodüksiyonun gişesi 6 milyon dolarda kalıyor...